ANLAMAK VE ÖĞRENMEK

                     Anlamak ve öğrenmek birbiri ile yakın ilişki içerisinde olduğundan pek çok zaman eş anlamlı kelime gibi düşünülür ve bu bizleri bir yanlışa sürükler.

                     Anlamak herhangi bir konu hakkında bilgilerin tarafımıza anlatılması veya izlettirilmesi ile adı geçen konu ya anlaşılır ya da anlaşılmaz. Anlaşılmayan konu hakkında tekrar konunun izlenmesi – dinlenmesi gerekebilir. Bu şekilde anlaşılmasının ardından ancak öğrenme safhasına geçilebilir. Yani anladıklarını uygulama safhası.

                   Bu süreçte anladıklarımızın kalıcı hale gelmesi için uygulama yapmamız gerekmektedir ki ne kadar anladığımız ortaya çıksın. Hatta bu süreçte anladıklarımızı uygularken zaman zaman hata veya hatalarda yapmamız mümkündür. Bu hataları azaltmak için de bolca pratik yapmak gerekir. Uygulamaya yapmaya başladığımız an itibariyle öğrenme süreci başlar. Ne kadar çok anladıklarımızı uygularsak o kadar iyi öğreniriz. Bu durumda da öğrendiklerimizi unutmamız pek kolay olmaz. Halbuki pek çok konuyu çok iyi olduğumuz şekilde anladığımız halde uygulama yapılmamış konular unutulmaya mahkumdur. Bunun istisnası olan bazı kişilerin ki fotografik hafızası (gördüklerini resim şeklinde beynine kaydedebilme yeteneği) olan bazı kişilerin gördükleri veya duydukları bir şeyi unutmamaları gibi bir yetenekleri olduklarını biliyoruz ancak bu kişinin çok özel bir yeteneğinin olmasından kaynaklıdır ve herkeste olması beklenemez.

                Anlama ve öğrenme konusu üzerindeki yanlışlar özellikle öğrenciler ve veliler tarafından hatta zaman zaman öğretmenler tarafından da yapılır. Örneğin” Ders derste öğrenilir” gibi bir söz vardır ki bu söz öğretmenler tarafından da sıklıkça kullanılır ancak derste öğrencilere uygulama yapma fırsatı vermeyen veya bulamayan öğretmenler bu sözü söylerken bir yanlışa düşmektedirler. Çünkü sınıf içerisinde uygulama fırsatı bulamamış öğrencinin çok iyi anlamış da olsa anladığı dersin uygulamasını yapmadan öğrenme şansı yoktur.

                Özellikle Matematik veya matematiksel işlemler gerektiren veya matematiksel problemlerle çözülebilen dersler için bu anlattıklarım konusunda sanırım hem fikir olduk. Bu yüzden ben dersi derste çok iyi öğrendim dememizin pek de mümkün olmadığını gördük. Hatta müfredat yetiştirmek konusu söz konusu olduğunda öğretmenlerin zorunluluktan ötürü derste uygulama yaptırması pek de mümkün olmamaktadır. Bu açmazdan çıkmanın yolu önce derslerde anladığımız  konularla ilgili istisnalar haricinde aynı gün uygulama yapılarak öğrenmenin yolunun açılması gerekmektedir. Aynı gün yapılmayan uygulamalarda maalesef her gün üzerine yeni bilgiler konuldukça derste çok iyi bile anlaşılmış olsa öğrenme süreci başlamadığı için unutulmaya başlanacaktır.

                “Ediz Hoca ile” programlarında da bu düşünceden yola çıkılarak bütün gün tek bir ders ile konu bölümlere ayrılarak ve her bir bölüm sonrasında uygulamaları öğrencilere yaptırarak ve de son olarak yapamadıkları soruları her çözdükleri testin sonunda çözerek ilerleme sağlanmaktadır. Bu işleyen sistemin en kısa zamanda Milli Eğitimimizde yerini almasını ümit etmekteyim.

                Saygılarımla ..

                                                                                                                                              EDİZ HOCA

DOĞRU ÇALIŞMAK NEDİR?

“Doğru çalışmak nedir?” sorusuna hemen hemen herkesin ayrı bir yanıtı vardır. Bu çok da yanlış değildir. Çünkü her bireyin kendine özgü birtakım yetenekleri olması kadar doğal bir şey olabilir mi?

Peki ama bu durumda doğru çalışmak kişiye göre nasıl belirlenir?

Bu konuda çok eskilerden beri yapılan en büyük yanlışlık “ İşte abin – ablan – komşunun çocuğu şu şekilde çalışıp başarılı oluyor. Sen niye bu şekilde çalışmıyorsun?” şeklindeki yaklaşımdan vazgeçilmelidir. Nasıl ki çamaşır makinesinin olmadığı zamanlarda elde yıkama yapılıyordu ancak çamaşır makineleri çıktıktan sonra elde çamaşır yıkama devri kapandıysa ders çalışma yöntemi olarak başarılı olarak tanımladığımız kişileri çocuğumuza örnek olarak göstermekten vazgeçmemiz doğru olarak atılacak ilk adımdır. Sonraki doğru adım ise Kişisel Öğrenme Stilleri Testi – Dikkat ve Yoğunlaşma Testi gibi çok basit, az zaman alan ama sonuçlarından çocuğumuzun doğru çalışma yöntemini keşfedebileceğimiz bir takım önemli bilgilere ulaşmaktır.

Peki bu testlerden çıkan bilgiler ne işe yarar ve ne şekilde kullanılır ve nerede yapılır?

Bu testlerin aslında tüm okulların rehberlik servislerinde olduğunu bu testleri okullarda tanıtıp isteyen öğrencilere uygulama yapmak için İlçe Milli Eğitim Bakanlığına gittiğimde öğrendim. Yoksa sadece Kişisel Gelişim Uzmanları veya benim gibi Eğitim Koçları tarafından uygulandığını sanıyordum. Bunun üzerine bir devlet okulunda görev yapmakta olan benim için çok değerli bir rehberlik öğretmeni arkadaşıma bu durumu anlattığımda “Evet biz bunları okullarda zaten uyguluyoruz” şeklinde bir cevap alınca şaşkınlığım bir kat daha arttı. Çünkü bugüne kadar devlet okullarında okuyup benden yardım isteyen hiçbir öğrenci veya veli bu konuda okulda böyle bir çalışmanın yapılmadığını söylemişlerdi. Ben arkadaşıma bunu söylediğimde ise “Bu testlerin bir ihtiyaç durumu olduğunda yapılıyor” dedi. “Peki böyle bir şeye öğrencinin ihtiyacı olup olmadığını öğrenci nereden bilebilir ki?” soruma ise “Öğrencinin bir sorunu olduğunda bize gelir. Biz de öğrencinin sıkıntısını anlamak için bu tür testleri veya başka türde testleri uygulayabiliriz” dedi. Halen nasıl ki otomatik çamaşır makinesinden haberi olmayan bir kişinin böyle bir makineye ihtiyacı olup olmadığını bilemeyeceği gibi bu tür testler ve sonuçlarına göre kendine ait çalışma yöntemlerini geliştirebileceğini bilmeyen öğrencinin böyle bir teste ihtiyaç duymasını beklemek ne kadar doğru olur diye düşünüyorum.

Peki bu testlerin bu kadar önemli olmasının sebepleri nelerdir?

1- Dikkat ve Yoğunlaşma Testi

Bu konuyla ilgili pek çok test olmakla birlikte dünyada geçerliliği olan testlerden birisinin uygulama süresi sadece 6 dakika sürmektedir. Sadece 1,5 dakikadan oluşan 4 periyodun her birinde başında söylenen harfi üç paragraf boyunca bulup işaretlemesi yeterli oluyor.

Buradan edindiğimiz bilgi ile kişinin dikkatini hangi zaman aralıklarında yoğunlaştırabildiği ve buna bağlı olarak da çalışma periyotlarının belirlenmesi.

Örneğin kişinin başlangıçta dikkati daha yoğun giderek dikkati azalıyorsa bu kişi yaşına göre değişkenlik gösterse de  1 saatten sonra kısa bir ara vermeden devam etmeye kalkarsa verimli olamayacaktır.

Dikkati başlangıçta düşük daha az ama zaman içerisinde yoğunlaşması artıyorsa bu kişinin de 1 saatten önce çalışmanın başından kalkması tam verim almaya başlamışken çalışmayı bıraktığı için alacağı verimi azaltmaktadır. Halbuki zaten ilk yarım saatte ancak konsantre olmuş olan bu kişinin verimli çalıştığı süre ancak yarım saat olur ki bir saatte halletmesi gereken bir çalışma için 1 saatten sonra verdiği ara çalışmanın 2 saatte bitmesine sebep olur.

2-Kişisel Öğrenme Stilleri ( KÖS ) Testi

Kişilerin öğrenme stilleri olarak 3 ana grupta sınıflandırılırlar. Bunlar “Görsel”, “İşitsel” , “Dokunsal (Kinestetik)” olarak adlandırılmıştır.

                Unutulmaması gereken bu üç gruptan herhangi birisine tamamen uygunluk durumu diye bir beklenti içine girilmemesi gerektiğidir. O şekilde de olabilmekle beraber farklı gruplar içerinde kişinin kendine uygun özel durumları saptayarak bu doğrultuda Eğitim Koçuyla birlikte kişiye özel durumun belirlenmesi çok önemlidir. Bunların belirlenmesinden çok ders çalışma yöntemleriyle birlikte çalışmak Matematik gibi adı “Zor Ders” olarak çıkmış dersin bile rahat öğrenilmesine neden olmaktadır.

Özellikle çocuklarımızın Ergenlik dönemlerindeki psikolojik dalgalanmalarını da göz önüne aldığımızda bu tür onların özelliklerine göre çalışma yöntemlerinin belirlenmesi onların kendilerine olan güven duygusunun da artmasına neden olmaktadır. Yoksa zaten zor geçirdikleri süreçleri bir de kendilerine uygun olan yöntemlerle değil de diğer başarılı olanların çalışma yöntemlerinin örnek gösterilmesi veya dayatılmaya çalışılması büyük oranda geri tepmelerle sonuçlanıyor. Bu da başarı grafiklerinin düşerek kendilerine olan güven duygularının azalması ve buradaki kaybın arkadaş çevresinde genellikle aileler tarafından anlamsız gözüken çeşitli etkinlikler ile kapatmalarına yol açıyor. Tabi ki aileler için anlamsız gözüken bu etkinlikler genellikle onların var olan başarısızlıklarını düzeltmek için gerçekten fayda sağlamasa da en azından kısa bir süre onların rahatlamalarına yardımcı da olmaktadır.

Doğru zamanlarda yapılan doğru işler çocuklarımızın gelişimi için faydalıdır. Zaman zaman aileler ile çocuklar arasında yaşanan ki “ Kuşak Çatışması” olarak nitelendirilen bu gibi sorunlar bu türde basit çalışmalar ile giderilebilirken sadece bunların çözümünün bu tür testler ve uzman kişilerle aşılabilir olunması manidardır. Öyle ki bu tür sorunların çözümünün çocuklarımızın okuduğu okullarda yapılabilir olduğundan bile velilerin de öğrencilerimizin de haberinin olmaması bu tür sorunların çözümünü geciktirmektedir. Ancak okul ortamında bu tür çalışmaların yapılabildiği gibi Eğitim Koçluğu olarak bizim bünyemizde veya başka Kişisel Gelişim Uzmanlarının bulunduğu Özel Kuruluşlarda da yapıldığını bilmek gerekmektedir.

Çocukları için her türlü fedakarlıktan kaçınmayan velilerimizin bu yazıyı okuduktan sonra daha bilgili olarak bu tür desteklerle hem çocuklarının kendi içinde bulundukları sorunlarla başa çıkmalarının hem de özgüvenini kazanmış olan çocuklarının aile içinde yaşadıkları ki özellikle yaş döngülerindeki sıkıntıları da hafifleteceğinin bilinmesi oldukça önemli bir konudur.

BAŞARI NEDİR?

Hepimizin aklında başarı ile ilgili fikirler vardır. Ancak her birimiz için başarının kendimizce bir tanımı olduğunu her hangi bir sohbette dahi görebiliriz. Peki başarı ve başarısızlık için kriterler nelerdir?

                Öncelikle başarı için öncelikle bir HEDEF ortaya koyulmalı ki bu HEDEF’E ulaşmak bir başarı olsun.

Peki ” hedef olmadan başarı olamaz mı?” şeklinde bir sorunun cevabı ise oldukça basittir.

·         Hayır, olamaz.

·         Peki neden olamaz?

·         Çünkü olmayan bir hedef ile neyi başardığımızı nasıl bileceğiz?

·         Ama ben pek çok şeyi hedef koymadan başardım.

·         Peki neleri başardığınızı düşünüyorsunuz?

·         Örneğin okulumda başarılı bir öğrenciydim.

·         Peki kime göre başarılıydınız?

·         Sınıfın geneline göre.

·         Peki ya sınıfınız zaten zayıf bir sınıf ise bu bir başarı sayılır mı? Kötülerin arasında bir parça daha iyi olmak sizi başarılı kılıyor mu?

·         ……..

Görüldüğü gibi başarı için kıstas yapabileceğimiz bir takım değerler belirlemesi yapabilmemiz gerekmektedir. Son sorunun cevabı için;

·         Ama bizim okulumuz ….. ilinde ilk üç okul arasında ve benim sınıfım da en başarılı sınıflardan birisiydi. Öyle ki Teog sınavlarında bizim sınıftaki öğrencilerin .. tanesi Fen Liselerine, … tanesi de Türkiye’nin en başarılı Anadolu Liselerine girdi. Ben de … Fen veya Anadolu Lisesine gittim

Şeklinde bir cevap verebilseydi hepimizin aklında belli bir başarı kriteri yer almış olacaktı. O halde başarılı veya başarısız olduğumuzu belirleyebilmek için belli bir takım standart değerlere ihtiyacımız var. Bu sınavlarda yüksek not almak başarı için mutlak gerek anlamına asla gelmez. Çünkü sınavlar çoğu zaman öğrenciler üzerinde çeşitli sebeplerden ötürü stres yarattıkları için her zaman gerçek durumlarını yansıtmaz. Ancak bu da sınavlar gereksizdir gibi bir anlam kesinlikle taşımıyor. Sınav yapılmazsa öğrendiklerimizi gerektiği gibi kullanabilecek düzeyde öğrenip öğrenmediğimizi anlamamız zorlaşır.

                Şu sözle eminim ki çok karşılaşmışsınızdır ;

Bizim çocuk çok zeki ama ……

Bu amaların sonu bir türlü gelmez, şöyle ki;

·         Öğretmenini çok sevmedi,

·         Öğretmen iyi öğretemedi,

·         Çok çalışamadı,

·         Tuvalet ihtiyacı gelmiş sınavda,

·         Çok da önemli bir ders değil zaten,

·         Düzenli ders çalışmıyor,

·         Hiç ders çalışmıyor, sadece derste dinlediği ile giriyor sınava,

·         …..

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Bütün bir sene boyunca hiçbir dersten iyi bir sonuç alamayıp sınıfında sonunculukta yarışan öğrencilerin aileleri de bu sözü söylediğin de güleyim mi, kızayım mı, ağlayayım mı bilemiyorum.

Neden mi güleyim? Çocuğu ile sadece sınav sonuçları dışında dersleri ile ilgilenmemiş, çocuğunu hiç başka çocukların durumu ile karşılaştırmamış sadece çeşitli bahaneler ile çocuğunu düştüğü durumdan kurtarmaya çalışan klasik bir ebeveyn davranışı da ondan.

Neden mi kızayım ? Çünkü yukarıda söylediğim durumları çocuğu yaşarken bunları ne şekilde aşarım sorusunu kendisine hiç sormamış. Çünkü bunları sorarsa alacağı cevaplar ile bir çözüm üretemeyeceğini düşünüyor. Çünkü çözüm üretmek yorucu. Bu kişi ise kafasını yormak yerine ya çocuğuna hakaret ediyor, ya “ akşam babana anlatırsın bunu” diyerek çocuğunun sorununu babaya pas atıyor, ya iki tokat atarak daha çok çalışmazsa daha çok sopa yiyeceğini söyleyerek tehdit ediyor. Özellikle çocukları tehdit etmek hele ki dayak ile tehdit etmek çocuğun üzerine kapanamayan yaralar açılmasına ve hatta çocuğun anne babadan fiziksel olarak daha güçlü hale geldiğinde anne babaya karşı “ Artık ben daha güçlüyüm, dolayısıyla siz benim sözümü dinleyeceksiniz, yoksa…” gibi dilimin söylemeye varamadığı cümleler söyleniyor ki bu ise bu sefer anne babalar üzerinde büyük bir hayal kırıklığı ve travmalar yaratıyor.

Hocam biraz abartmadınız mı ? Gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan haberlere bir göz atarsanız maalesef pek de abartmadığımı göreceksiniz.

Hocam başarmak konusundan buralara nasıl geldik dediğinizi duyar gibiyim. Başarmak önemlidir. Bunun için hedefler koymak önemlidir. Bunları basamaklar şeklinde birer birer halletmek gereklidir. Sıçrayarak üç dört basamak atlayabilirsiniz belki ama atladığınız basamaklarda kaçırmış olduğunuz tecrübeler mutlaka bir soruna neden olacaktır. Marifet basamakları üçer beşer çıkmaya çalışıp başarısızlıklarınıza kılıf aramak değil sağlam adımlarla birer birer çıkmaktır.

Çocuklarımızı Diğer Çocuklarla Kıyaslamak Ne Kadar Doğrudur?

Çocuklarımızın daha anne karnında oluşma haberini aldığımız andan itibaren üzerlerine ebeveynler olarak titreriz. Bir ömür boyunca da bunu yapmaya çalışırız. Ancak zaman zaman ne kadar iyi niyetli de olsak yaptığımız bir takım hatalar da kaçınılmazdır. Örneğin doğumdan itibaren kaç kilo doğmuşsa başka çocukların kaç kilo doğduklarını öğrenme arzumuz en üst seviyededir. Bunun makul seviyede olanı zaten doğrudur ancak bunu saplantı haline getirip te 'Aman bizim çocuk diğerinden niye 100 gram daha az doğdu?' gibi bir yaklaşım çok da doğru değildir.

Bunun gibi çocuklarımızın eğitim hayatları boyunca başarı ve başarısızlıklarını gözlemlemek ve aksamalar olduğunda müdahale etmek ne kadar doğruysa çocuklarımızın yüzüne karşı başka çocukların başarılı oldukları konularda onun başarısız olduğunu söylemek hele ki sık aralıklarla tekrarlamak doğru bir davranış değildir. Pek çoğunuzun söylediklerime katıldığınızı ve hakverdiğinizi ama sizin bu davranışlar içerisinde olmağınızı duyar gibiyim. Ancak gerçekte de böyle mi ?

Aile içerisinde anne babalarla çocuklar arasında bu tür konuşmalar çoğu zaman çocukların kendilerini ailelerine karşı kapatarak geri çekilmelerine neden olmaktadır. Bu ise çocuğun arasındaki dialogların azalmasına neden olur. Bu zaman zaman çok sıkıntılı durumlara dönüşebilmektedir. Örneğin yakın zamana kadar sizinle çok keyifle yaptığı konuşmaları artık yapmamaya başlayıp sizinle yaptığı konuşmaları artık sadece okul veya mahalle arkadaşlarıyla yapar duruma gelebilir. Bu her ne kadar zaten büyüme çağındaki çocuklar için normal bir geçiş süreci olmakla birlikte bu çok ani bir şekilde olduysa dikkat etmekte fayda var.

Çünkü sizin çok rahat çözüm üretebileceğiniz bir takım sorunlarında aray konulmuş bu gereksiz mesafe yüzünden haberdar olmamanız sorunun zaman içerisinde içinden çıkılamaz bir hale gelmesine sebep olabilir. Çocuk için çok sıkıntılı olan bu sorun sizin için belki de çok basit bir çözüme sahiptir. Ancak çocukla aramıza başka çocuklarla yapılan gereksiz kıyaslamardan sonra çocuğunuzla aranıza giren mesafe buna engel olmuştur. Heleki bir şekilde çocuğunuzun sıkıntısını konuşarak öğrenip de ona bunun çok kolay çözülebilecek bir sorun olduğunu biraz da onu hafife alan bir şekilde söylerseniz, çocuğunuzla aranızdaki mesafe iyice artar ki bunun hiç kimseye faydası yoktur.

Bu tipte sorunu keşfedebilmeniz için çocuğunuzun üzerindeki denetim olgusunu ona çok da hissettirmeden yapabilirsiniz. Nasıl sorusuna gelirsek;

  • Normal zamanlarda yaptığı ve zevk aldığı şeylerden artık çok da zevk almıyorsa

Örneğin Pazar sabahları kahvaltısı için vakti olduğu halde katılmamak konusunda ayak diriyorsa,

Hep beraber akraba ziyaretlerinden kaçmak için fırsat kolluyorsa,

Her zaman Matematik dersinde çok başarılı olduğu halde bir anda başarısı düştüyse veya başka bir dersten de olabilir veya hepsinde birden genel olarak çok ciddi bir düşme gözleniyorsa gibi örnekler çoğaltılabilir.

Burada veriğimiz örneklerin herbirisinin başka başka sebepleri de olabilceğini ancak dikkatli olmak gerktiğini unutmamak lazım. Özellikle de başka çocuklarla çocuğumuzu kıyaslama yapmamaya özen göstermek lazım. Unutulmamalı ki her bireyin farklı farklı özellikleri ve yetenekleri var. Önemli olan yetenekleri ve özelliklerine göre doğru yönlendirmeleri zamanında yaparak takibini bırakmamak gerekiyor.

Ediz Hoca Eğitim Koçluğu ve Danışmanlık olarak bizlerin size bu konuda yardımzı olabileceğimiz konular olarak onların dikkat yeteneklerini , mesleki anlamda hangi alanlarda daha başarılı olabileceklerini , kişisel öğrenme yeteneklerini keşfedebileceklerini öğrenmemize yardımcı olabilecek Dünya Çapında uygulanmakta ve geçerliliği olan bir takım testlere tabi tutmak. Bu biligler ışığında kendi yeteneklerinin farkında olup doğru çalışma yöntemleriyle hedeflerine varma konusunda yardımcı olmaktan geçiyor.

DOĞRU ÇALIŞMAK NEDİR?

“Doğru çalışmak nedir?” sorusuna hemen hemen herkesin ayrı bir yanıtı vardır. Bu çok da yanlış değildir. Çünkü her bireyin kendine özgü birtakım yetenekleri olması kadar doğal bir şey olabilir mi?

Peki ama bu durumda doğru çalışmak kişiye göre nasıl belirlenir?

Bu konuda çok eskilerden beri yapılan en büyük yanlışlık “ İşte abin – ablan – komşunun çocuğu şu şekilde çalışıp başarılı oluyor. Sen niye bu şekilde çalışmıyorsun?” şeklindeki yaklaşımdan vazgeçilmelidir. Nasıl ki çamaşır makinesinin olmadığı zamanlarda elde yıkama yapılıyordu ancak çamaşır makineleri çıktıktan sonra elde çamaşır yıkama devri kapandıysa ders çalışma yöntemi olarak başarılı olarak tanımladığımız kişileri çocuğumuza örnek olarak göstermekten vazgeçmemiz doğru olarak atılacak ilk adımdır. Sonraki doğru adım ise Kişisel Öğrenme Stilleri Testi – Dikkat ve Yoğunlaşma Testi gibi çok basit, az zaman alan ama sonuçlarından çocuğumuzun doğru çalışma yöntemini keşfedebileceğimiz bir takım önemli bilgilere ulaşmaktır.

Peki bu testlerden çıkan bilgiler ne işe yarar ve ne şekilde kullanılır ve nerede yapılır?

Bu testlerin aslında tüm okulların rehberlik servislerinde olduğunu bu testleri okullarda tanıtıp isteyen öğrencilere uygulama yapmak için İlçe Milli Eğitim Bakanlığına gittiğimde öğrendim. Yoksa sadece Kişisel Gelişim Uzmanları veya benim gibi Eğitim Koçları tarafından uygulandığını sanıyordum. Bunun üzerine bir devlet okulunda görev yapmakta olan benim için çok değerli bir rehberlik öğretmeni arkadaşıma bu durumu anlattığımda “Evet biz bunları okullarda zaten uyguluyoruz” şeklinde bir cevap alınca şaşkınlığım bir kat daha arttı. Çünkü bugüne kadar devlet okullarında okuyup benden yardım isteyen hiçbir öğrenci veya veli bu konuda okulda böyle bir çalışmanın yapılmadığını söylemişlerdi. Ben arkadaşıma bunu söylediğimde ise “Bu testlerin bir ihtiyaç durumu olduğunda yapılıyor” dedi. “Peki böyle bir şeye öğrencinin ihtiyacı olup olmadığını öğrenci nereden bilebilir ki?” soruma ise “Öğrencinin bir sorunu olduğunda bize gelir. Biz de öğrencinin sıkıntısını anlamak için bu tür testleri veya başka türde testleri uygulayabiliriz” dedi. Halen nasıl ki otomatik çamaşır makinesinden haberi olmayan bir kişinin böyle bir makineye ihtiyacı olup olmadığını bilemeyeceği gibi bu tür testler ve sonuçlarına göre kendine ait çalışma yöntemlerini geliştirebileceğini bilmeyen öğrencinin böyle bir teste ihtiyaç duymasını beklemek ne kadar doğru olur diye düşünüyorum.

Peki bu testlerin bu kadar önemli olmasının sebepleri nelerdir?

Dikkat ve Yoğunlaşma Testi

Bu konuyla ilgili pek çok test olmakla birlikte dünyada geçerliliği olan testlerden birisinin uygulama süresi sadece 6 dakika sürmektedir. Sadece 1,5 dakikadan oluşan 4 periyodun her birinde başında söylenen harfi üç paragraf boyunca bulup işaretlemesi yeterli oluyor.

Buradan edindiğimiz bilgi ile kişinin dikkatini hangi zaman aralıklarında yoğunlaştırabildiği ve buna bağlı olarak da çalışma periyotlarının belirlenmesi.

Örneğin kişinin başlangıçta dikkati daha yoğun giderek dikkati azalıyorsa bu kişi yaşına göre değişkenlik gösterse de  1 saatten sonra kısa bir ara vermeden devam etmeye kalkarsa verimli olamayacaktır.

Dikkati başlangıçta düşük daha az ama zaman içerisinde yoğunlaşması artıyorsa bu kişinin de 1 saatten önce çalışmanın başından kalkması tam verim almaya başlamışken çalışmayı bıraktığı için alacağı verimi azaltmaktadır. Halbuki zaten ilk yarım saatte ancak konsantre olmuş olan bu kişinin verimli çalıştığı süre ancak yarım saat olur ki bir saatte halletmesi gereken bir çalışma için 1 saatten sonra verdiği ara çalışmanın 2 saatte bitmesine sebep olur.

Kişisel Öğrenme Stilleri ( KÖS ) Testi

Kişilerin öğrenme stilleri olarak 3 ana grupta sınıflandırılırlar. Bunlar “Görsel”, “İşitsel” , “Dokunsal (Kinestetik)” olarak adlandırılmıştır.

                Unutulmaması gereken bu üç gruptan herhangi birisine tamamen uygunluk durumu diye bir beklenti içine girilmemesi gerektiğidir. O şekilde de olabilmekle beraber farklı gruplar içerinde kişinin kendine uygun özel durumları saptayarak bu doğrultuda Eğitim Koçuyla birlikte kişiye özel durumun belirlenmesi çok önemlidir. Bunların belirlenmesinden çok ders çalışma yöntemleriyle birlikte çalışmak Matematik gibi adı “Zor Ders” olarak çıkmış dersin bile rahat öğrenilmesine neden olmaktadır.

Özellikle çocuklarımızın Ergenlik dönemlerindeki psikolojik dalgalanmalarını da göz önüne aldığımızda bu tür onların özelliklerine göre çalışma yöntemlerinin belirlenmesi onların kendilerine olan güven duygusunun da artmasına neden olmaktadır. Yoksa zaten zor geçirdikleri süreçleri bir de kendilerine uygun olan yöntemlerle değil de diğer başarılı olanların çalışma yöntemlerinin örnek gösterilmesi veya dayatılmaya çalışılması büyük oranda geri tepmelerle sonuçlanıyor. Bu da başarı grafiklerinin düşerek kendilerine olan güven duygularının azalması ve buradaki kaybın arkadaş çevresinde genellikle aileler tarafından anlamsız gözüken çeşitli etkinlikler ile kapatmalarına yol açıyor. Tabi ki aileler için anlamsız gözüken bu etkinlikler genellikle onların var olan başarısızlıklarını düzeltmek için gerçekten fayda sağlamasa da en azından kısa bir süre onların rahatlamalarına yardımcı da olmaktadır.

Doğru zamanlarda yapılan doğru işler çocuklarımızın gelişimi için faydalıdır. Zaman zaman aileler ile çocuklar arasında yaşanan ki “ Kuşak Çatışması” olarak nitelendirilen bu gibi sorunlar bu türde basit çalışmalar ile giderilebilirken sadece bunların çözümünün bu tür testler ve uzman kişilerle aşılabilir olunması manidardır. Öyle ki bu tür sorunların çözümünün çocuklarımızın okuduğu okullarda yapılabilir olduğundan bile velilerin de öğrencilerimizin de haberinin olmaması bu tür sorunların çözümünü geciktirmektedir. Ancak okul ortamında bu tür çalışmaların yapılabildiği gibi Eğitim Koçluğu olarak bizim bünyemizde veya başka Kişisel Gelişim Uzmanlarının bulunduğu Özel Kuruluşlarda da yapıldığını bilmek gerekmektedir.

Çocukları için her türlü fedakarlıktan kaçınmayan velilerimizin bu yazıyı okuduktan sonra daha bilgili olarak bu tür desteklerle hem çocuklarının kendi içinde bulundukları sorunlarla başa çıkmalarının hem de özgüvenini kazanmış olan çocuklarının aile içinde yaşadıkları ki özellikle yaş döngülerindeki sıkıntıları da hafifleteceğinin bilinmesi oldukça önemli bir konudur. Aynı zamanda doğru çalışmayı bilmek kişinin gerçek kapasitesinin ortaya çıkması için de çok önemli fırsattır.

KÖS (Kişisel Öğrenme Stilleri)

Her bireyin kendine ait öğrenme şekilleri vardır. Bunları zaman içerisinde deneme yanılma yöntemiyle de öğrenebildiğimiz gibi bu konuda bir takım testlerle de bunun öğrenilmesi mümkündür. Bu konuda da Ediz Hoca Eğitim Koçluğu olarak hizmet almak isteyen öğrenci ve velilerimize yardımcı olmaktayız.

İnsanlar genellikle 3 yoldan bilgi edinirler.

  1. GÖRSEL : Görerek ve okuyarak öğrenmeyi tercih ederler. Kendi kendine okuyarak öğrenirler. Renkli şeyleri, grafik ve haritaları tercih ederler.

  1. İŞİTSEL : İşiterek, dinleyerek ve tartışarak öğrenmeyi tercih ederler.

  1. KİNESTETİK (Dokunsal) : Bazılarının aklında hareket enerjisi daha iyi kalır. Bunlar öğrenecekleri şeylerle fiziksel temas kurarak, yaparak öğrenirler. Kinestetik gezme, pandomim, vs.yi kapsar.

Bunlardan hangisinin veya hangilerinin kişiye uygun olduğunun saptanması öğrenme konusunda zorlanan öğrenciler için nasıl çalışmaları gerektiği konusunda iyi bir referans noktası olacaktır. Bu ise kendisi için doğru olan çalışması için gerekneleri yaptığında daha hızlı sonuç almasını sağlayacak ve ders çalışma şevkini arttıracaktır.

  1. GÖRSEL ÖĞRENCİLER (GÖRDÜĞÜNE İNANANLAR)

Doğal olduğu yerler

İyi giyinir, ayrıntıları ve renkleri hatırlar, okumayı, yazmayı sever, insanların yüzünü hatırlar ama isimlerini unutur. Yazılarda görülen isimleri hatırlar, zihinsel (görsel) imgeler yaratır.

Problem çözme yolları

Talimatları okur, problemleri listeler, düşünceleri düzenlerken grafiksel malzemeler kullanır, akış kartları kullanır, kağıt üzerinde grafiksel çalışmaları görür ve akılda canlandırır.

Değerlendirme ve test etme ihtiyacı

Görsel-yazılı testler, araştırma raporları, yazılı raporlar, grafiksel gösterimlerden yararlanır. Yazılı sınavlarda başarılıdır.

En iyi öğrenme yolları

Not alarak, liste yaparak, öğrenilecek bilgileri okuyarak, bir gösteriyi izleyerek öğrenir. Kitaplardan, video filmlerinden ve basılı materyallerden yararlanır.

Okuma / çalışma özellikleri

Eğlenmek veya dinlenmek için okur, uzun süre çalışamaz, çalışma sırasında sessiz ortam ister, hızlı okur, kelimelerin sesinden ziyade yazılı şeklini hatırlama.

Okuldaki güçlükleri

Ne yapılacağını görmeden hareket etmekte zorlanır. Gürültülü ve hareketli çevrede çalışamaz. Ses akort edemez. Görsel resim ve malzeme olmadan öğretmeni dinleyemez, öğretmenin hoş olmayan görüntüsü ile ilgilenir. Sıkıcı ve düzensiz bir sınıfta çalışmak istemez, konsantrasyonu bozan florasan ışığı altında çalışmaktan verim alamaz.

Genel değerlendirme

Özel yaşamlarında genellikle düzenli olurlar. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Dağınık bir masada çalışamazlar. Önce masayı kendilerine göre düzenlerler, daha sonra çalışmaya başlarlar. Kalem, silgi, kalemtıraş gibi araçlar için masada kendilerine göre yer belirlerler ve araç gereçlerini hep bu yerlerde tutarlar. Çantaları, dolapları her zaman düzenlidir. Yazmayı sevmeseler bile defterlerini düzenli ve itinalı kullanırlar. Düz anlatım denilen –okullarda dersi öğretmenin veya öğrencinin anlatması- yönteminden yeterince yararlanamazlar. Tam olarak anlaşılması için dersin görsem malzemelerle mutlaka desteklenmesi gerekir. Harita, poster, şema, grafik gibi görsel araçlardan kolay etkilenirler ve bu araçlardan öğrendiklerini kolay hatırlarlar. Öğrendikleri konuları gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar.

  1. İŞİTSEL ÖĞRENCİLER (KONUŞAN DİNLEYEN ÖĞRENCİLER)

Doğal olduğu yerler

Doğaçlama (spontan) konuşur, ayaküstü düşünür, karşılaştığı insanların yüzlerini unutur ama adlarını hatırlar, kelimelerle ve dille çalışır, hafif sesli ortamlardan hoşlanır.

Problem çözme yolları

Tartışmalardan hoşlanır, seçenekler hakkında konuşur, bir durumda ne yapılacağını o durumu yaşayanlara sorar, hedefi sözle ifade eder, sözlü tekrarlar yapar.

Değerlendirme ve test etme ihtiyacı

Yazılılardan ziyade sözlülerde başarılı olur, projelerini sözlü olarak sunar, ne öğrendiğinin birileri tarafından sorulmasını ister. Şiir okumaktan, şarkı söylemekten hoşlanır.

En iyi öğrenme yolları

Yüksek sesle anlatım, bir öğretmeni dinleme, küçük ve büyük grup tartışması yapma, çalışma yerinde fon olarak sessiz müzik dinleme ile daha iyi öğrenir.

Okuma / çalışma özellikleri

Diyalog ve oyunları okuma, karşılaştırma için içten ve dıştan seslendirme, okurken ne okuduğu hakkında kendi kendilerine ve başkalarına konuşma ve yeni kelimeleri seslendirmede başarılıdır.

Okuldaki güçlükleri

Görsel öğrencilerden daha yavaş okur, uzun süre sessiz okuyamaz, okuduğu parçada resimleri umursamaz, okunması ve yazılması gereken zamana bağlı testlerde ayrıntıları görmede, sessizleştirilmiş ortamda yaşamada ve uzun süre sessiz kalmakta sıkıntı yaşar.

Genel değerlendirme

Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar. Ses ve müziğe duyarlıdırlar. Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler. Genellikle ahenkli ve güzel konuşurlar. Yabancı dil öğreniminde (konuşma ve dinleme becerilerinde) başarılıdır.

İlköğretim 1. ve 2. sınıflarında kendi kendilerine konuşmaları nedeni ile öğretmeni dinleyemezler. Bu özellikleri nedeni ile işittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu şanslarını kaybederler. Göz ile okuma esnasında hiçbir şey anlamayabilirler o nedenle en azından kendi kulağının duyabileceği bir ses ile okumalarına izin verilmelidir. İşittiklerini daha iyi anlarlar. Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler. Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler. Olay ve kavramları birinin anlatması ile daha iyi anlarlar. Grup ve ikili çalışmalarda konuşma ve dinleme olanakları olduğu için iyi öğrenirler. Hatırlamak istediklerini birisi kendilerine anlatıyor ya da söylüyormuş gibi işiterek hatırlarlar. Kaydedilmiş daha iyi hatırlarlar.

  1. KİNESTETİK ÖĞRENCİLER (HAREKET HALİNDE OLANLAR)

Doğal olduğu yerler

Çeşitli spor ve danslarla uğraşmayı sever, yarışmalardan ve maceradan hoşlanır, zorluklara meydan okur. Koşma, sıçrama, atlama, yuvarlanma ve büyük motor kasları kullanmayı gerektiren eylemlerden hoşlanır.

Problem çözme yolları

Harekete geçer daha sonra da sonuçlara bakarak plan yapar. Problemleri güç kullanarak (fiziksel olarak) çözmeye çalışır. Önemli ölçüde bedensel çaba gerektiren çözümler arar. Problemleri bireysel olarak veya çok küçük gruplarla çalışarak çözmeyi tercih eder. Deneme-yanılma ve keşfetme yoluyla öğrenir.

Değerlendirme ve test etme ihtiyacı

Performansa dayalı ve proje yönelimli değerlendirmelerde başarılı olur. Öğrencinin öğrendiği şeyi sergileme veya gösterme eğilimi vardır. Bir şeyi anlatmaktan ziyade nasıl yapılacağını göstermeyi tercih eder.

En iyi öğrenme yolları

Canlandırma, taklit yaparak, gezerek ve performansa dayalı öğrenmeyle iyi öğrenir. Küçük tartışma grupları ile öğrenir.

Okuma / çalışma özellikleri

Eğlenmekten ziyade anlamak için okur, bir şeyin nasıl yapılacağını öğrenmek için okur. Kitapları, öğrendiği şeyleri, oyunları pratiğe döker. Kısa kitapları okumayı sever. Kısa dönemli çalışmalardan hoşlanır, parça parça çalışmaktan hoşlanır, yere uzanarak çalışmaktan hoşlanır.

Okuldaki güçlükleri

Okunaklı el yazısına sahip değildir. Dışa dönük, rahattır. Uzun süre oturamaz. Kelimeleri doğru okuma ve kullanmada sıkıntı yaşar. Duyulan, görülen ve yapılan şeyleri hatırlamakta zorlanır. Fiziksel bir hareket olmaksızın duygularını açıklayamaz. Uzun süre herhangi bir eylemi devam ettiremez.

Genel değerlendirme

Oldukça hareketli olurlar. Sınıfta yerlerinde duramazlar. Sürekli hareket halindedirler. Tahtayı silmek, pencereyi açmak, tebeşir getirmek, kapıyı örtmek hep onların görevi olsun isterler. Uzun müddet oturmaya zorlanırlarsa derste ne olup bittiğini anlamaz hale gelebilirler. Bu hareketlilik uygun işlere yönlendirilmezse genelde sınıfta problem çıkarırlar. Genellikle istenmeyen öğrenci haline gelirler. Tahta-tebeşir-anlatım ders işleme sisteminden en az yararlanırlar. Bu nedenlerden dolayı da yaramaz, tembel ya da zeki olmadıkları ileri sürülebilir. Dersin anlatılması veya görsel malzemelerle zenginleştirilmesi bu tür öğrencilere beklenildiği ölçülerde katkı sağlamaz. O nedenle sınıflarımızda ideal ders araçları olarak kabul edilen şema, harita, fotoğraf gibi görsel araçlar görsel öğrencilere göre kinestetik öğrenciler için daha az değer taşır. Anlatımdan da yararlanamazlar. Öğrenebilmeleri için mutlaka ellerini kullanabilecekleri, yaparak yaşayarak öğrenme dediğimiz yöntemlerin kullanılması gerekir. Sınıf yerine okul bahçesi ve ya laboratuarda dokunarak, ellerini kullanarak, olayların içinde yaşayarak en iyi öğrenirler.  Çalışırken sık sık ara vermeye gereksinim duyabilirler. Sözcükleri ya da sözel bilgileri öğrenirken onları kuma yazması ya da kilden yapması gibi öğrenirken ellerini kullanabilmesi, ders çalışırken hareket edebilmesi öğrenmesini kolaylaştırabilir. Örneğin küçük çocuklar çarpım tablosunu öğrenirken ip atlayabilirler.


HEDEFLERİMİZ TOMBUL OLSUN

TOMBUL ne demektir?

Hedeflerimizi belirlerken dikkat etmemiz gereken konuların başlıklarınının kısaltmasıdır. Bu konulara dikkat ettiğimiz taktirde başarılar peşi sıra ardımızdan gelecektir.

Hedeflerimizi belirleme konusunda “TOMBUL” un önemi hakkında konuşalım. Hedeflerimiz ;

Tatmin edici olsun ,

Ortak olsun,

Mantıklı olsun ,

Belirgin olsun ,

Ulaşılabilir olsun ,

Limitleri belirli olsun.

                     Tatmin edici olsun. Çünkü tatmin olmadığımız bir hedef bizi motive edemez Böylece ona ulaşmak için gerekli olan hırsınızın kaybolması kaçınılmazdır. .

Örneğin iyi insan olmak bir hedef değildir. Bu sizi tatmin etmekten uzaktır. Ben paylaşımcı ve yardımsever bir insan olacağım dediğinizde bu sizi tatmin edecektir. Çünkü nasıl bir yol izleyerek iyi bir insan olacağınızı belirtmiş oldunuz.

                     Ortak olsun çünkü hedefimizi belirlerken diğer hedeflerimizle çakışmaması gerekir.

Örneğin tiyatrocu olmak ve sağlık meslek lisesini kazanmayı istemek bir hedef değildir. Çünkü ikisi çakışır.

Fakat TV Radyo’nun yanında, sanat eğitimi almak istiyorum iyi bir hedeftir. Çünkü birbirini destekleyen ortak alanlardır.

                     Mantıklı olsun. Çünkü mantıklı olmayan bir hedef bizim için değersizdir.

Örneğin güneşte yaşamak istiyorum bir hedef değildir. Güneşi gözlemleyip onunla ilgili bütün bilgilere ulaşmak istiyorum iyi bir hedeftir çünkü olabilirliği vardır.

                     Belirgin olsun çünkü belirsiz bir hedef bizim rotamızı gösteremez.

Örneğin üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci için “Elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum” bir hedef değildir. Fakat “Ben 450 puan almak istiyorum” iyi bir hedeftir.

                     Ulaşılabilir olsun. Çünkü ileride ben zaten ulaşamam diyerek umutsuzluğa kapılmayalım. Örneğin sözel dersleri kuvvetli bir öğrencinin matematik öğretmeni olmak istemesi iyi bir hedef değildir fakat tarih öğretmeni olmak istemesi iyi bir hedeftir.

                     Limitleri belirli olsun. Çünkü sınırları belli olmayan bir hedef bizim yönümüzü bulmamızı engeller.

Örneğin başarılı olmak iyi bir hedef değildir. Fakat Matematik alanında çok başarılı olmak iyi bir hedeftir. Burada önemli olan hedefin belirlenmiş olmasıdır. Unutmayın hedefiniz sizin gideceğiniz yolu gösterir motviasyon ise sizin harekete geçme enerjinizdir.


Neden Öğretmenlik

1995 yılının Mayıs ayında babam emekli olmuştu. Başlamasından 19 sene sonra biten yazlığımız da o sene bitmişti. Anne babam ise senelerce hayallerini kurdukları yazlığın yeni bitmiş olmasından babamın ise emekliliğine denk gelmiş olmasından dolayı büyük bir hevesle yazlığımıza gitmişlerdi. Ben  nasılsa 25 yaşına gelmiştim. Herne kadar henüz üniversiteden mezun olmamış olsam da  bitmesine az kalmıştı. Bir şekilde öğrenciliğimin lükslerini sürüyordum. Nasıl olsa öğrenci olduğum sürece para kazansam da kazanmasam da ailem bana mali destek sağlıyordu. Ancak unuttuğum konu emeklilik durumunda maaşların birden azalması ve yeni bitmiş bir yazlığın masraflarının hiç de azımsanmayacak bir ölçüde olmasıydı.

Param bittiğinde aradım ve sağ olsunlar ailem de bana para yolladı. İkincisinde ise dikkatli olmam konusunda bir ikaz geldi ama ben yine çok da dikkat etmemiştim. Ama üçüncü kez para istediğimde ‘Oğlum bizde de kalmadı’ sözü beni çok şaşırtmıştı. Israrlarım sonuç getirmedi ve gerçekle yüzleştim. Para bulmak için normalde yapılması gerektiği gibi kazanmak gerekiyordu. Her ne kadar o güne kadar maaşlı veya prim usulü pek çok defa para kazanmışsam da hiçbirinde kendi karnımı doyurmak zorunluluğum yoktu. Peki ben henüz üniversiteden diplomamı almamışken para kazanmak için düzenli olarak bir yere başvuramayacakken nasıl para kazanacaktım

Hemen üniversiteden arkadaşlarımla irtibata geçtim ve danıştım. Yeni bir sigorta şirketi kurmuşlardı üç dört arkadaşım. Belki bana da bir para kazanma yolu açılır diye. Ama zaten bir şirket ve üç dört kişinin aynı şirketten hele ki yeni kurulmuş olan bir şirketten ekmek yemesi dışında bana da bir kazanç sağlamaları pek de mümkün görünmüyordu. Konuşurken konu konuyu açtı ve benim daha önceden yaptığım özel ders verme konusunda kafamızda bir ışık yandı. Ancak ben o güne kadar bunu hiç ücret beklentisi olmadan arkadaşlarımın kardeşlerine , kuzenlerime, komşu çocuklara vermiştim. Şimdi bundan para kazanmak fikri ban ilginç gelmişti ama denemeye de değerdi.

Bir soru daha aklıma düştü. Ben ders vermeye karar verdim ancak insanlara bunu nasıl haber verecektim. Yoksa benim vermiş olduğum karar beni bağlar da insanların haberi olmadan niye gelsinler ki bana. Arkadaşım gazeteye ilan versek dedi. Fikir iyi gibiydi ama benim sorunum ilan verecek de paramın olmamasıydı. Arkadaşım dersten kazandığım paradan geri ödemem karşılığında bana bor verdi ve ben ilanımı verdim gazeteye. Büyük bir istek ve hevesle başladım beklemeye. Ama ilginç bir şey oluyordu. Telefon çalmıyordu. Halbuki ben koskoca Hürriyet gazetesine tüm Ankara’da çıkacak şekilde ilan vermiştim. Bu insanlar niye aramıyordu ki?

Acı gerçekle yüzleştim. Ben kimdim ki insanlar ben ilan verdim diye beni arasınlar. Ayrıca ihtiyacı olacak, benim ilanımı görecek, benim ilanım dışında da olan ilanlar arasında beni fark edecek ve arayacak. Ayrıca benim para kazanabilmem için o telefon görüşmesinden bana ve sözlerime itibar edecek de benimle fiyat konusunda da uzlaşacak da…… Biraz ümidim kırılmaya başlamışken kaç gün geçti bilmiyorum ama telefon çaldı. Telefondaki hanımefendi ile çocuğu konusunda Matematik desteğine ihtiyacı olduğuna ve destek almak istediğine karşılık ilk görüşmeden sonra adres bilgilerini aldım ve görüşmeye gittim.

Görüşme esnasında hanım efendi ban kızıyla ilgili detayları anlattığında içimden eyvah diyordum. Çünkü bu kızcağız 19 yaşında zeka geriliği olan ki doğum esnasında kordonu boynuna dolandığı ve 2 – 3 dakika beyne oksijen gitmemesinden ötürü bu olmuş.  Orta okula başladıktan ( 6. Sınıf) öğretmenler tarafından bir özel eğitim veren okula verilmesi gerektiği için okuldan kaydı alınan, ancak çocuğun buna tepki göstermesinden ötürü okula ara vermiş bir kişi.

Ben olabildiğince para kazanmamın zorunluluğu ve gelen işi kaçırmamak için uğraşsam da aslında benim böyle bir öğrenci profiline ne daha önce ders vermişliğim var ne de bu konu üzerine almış olduğum bir eğitim var. İçimde var olan tek şey gençliğimin verdiği cengaverlik olarak niteleyebileceğim bir hallede bilirim şeklindeki duygu ki bu da büyük ihtimalle para kazanma zorunluluğum duygusundan kaynaklanıyordu.

Bir deneme dersine başladık. Gördüm ki ilkokul bitmiş ama sanırım öğretmenlerinin çocuğun durumundan ötürü hayli iteklemesi olmuş. Ayrıca üzerinden geçen seneler zaten güçlükle öğrenilen bir takım bilgilerin kolayca unutulmasını sağlamış. En zor olan kısmı ise kızcağızın en ufak bir sıkılması olduğunda çığlık atarak “ Ben bunu yapamam” demesiydi. Söylediğinden çok söyleme şekli yani çığlık atarak bunu ifade etmesi benim birkaç kez yerimden sıçramama neden oldu. Ama derse biraz para kazanmamın mecburiyeti biraz da annesinin anlattıklarından vicdanımın sızlamış olmasından devam kararı aldım. Yaz dönemi olmasından dolayı haftanın üç dört günü günde dört beş saate varan ders anlatma çabalarım sonuç vermeye başlıyordu. Okulların açılmasıyla benim üniversitede kalan derslerime devam mecburiyetinden haftada iki güne düşse de derslere devam ediyordum. Bir gün yine zorlu bir dersin arasında anne ile sohbet ederken bu dersi neden aldırdığını sordum. Ne de olsa tekrar okula devam etmeyecekti. Annenin söylediği söz içimi bir kez daha burktu. “ Hocam bakkala gittiği zaman para üstünü bilsin”

Bu belki de para kazanma mecburiyetiyle başladığım özel ders, hayattaki belki de en önemli derslerimden birisini almama neden oldu. Benim öncesinde sadece iş olarak baktığım iş aslında kişilerin hayatında ne kadar da büyük bir öneme sahipmiş. Eğitimciliğin ne kadar büyük bir sabır, özveri olduğunu ve asıl olan ödülün parayla kıyaslanmayacak kadar büyük ve önemli olduğunu anladım. Hiç tanımadığımız insanların hayatlarına yaptığımız dokunuşların onların sonraki hayatlarına ne kadar yön verebildiğini anladım. İşte bu yüzden bu güzide mesleği 22 senedir devam ettiriyor ve kendimle de hayatlarıma girdiğim öğrencilerimle de  gurur duyuyorum. Benim yetişmemde katkısı olan başta baş öğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere bütün öğretmenlerimin önünde saygıyla eğiliyorum. Hayatta olan tüm öğretmenlerimin ellerinden saygıyla, özlemle öpüyorum. Hakkın rahmetine kavuşmuş olanlara da Allahtan rahmet diliyorum.

Dikkat ve Yoğunlaşma Testi Ne İşe Yarar?
Her bireyin kendine ait özellikleri vardır. Bunların farkında olarak kişinin kendine özel bir çalışma düzeni oluşturması gerekir. Bunları şu şekilde genelleyebiliriz.
1. Grup Profil : Başlangıçta pür dikkat olup zaman ilerledikçe dikkati azalan.
2. Grup Profil : Başlangıçta dikkatini tam olarak oluşturamayıp zaman içerisinde dikkati artan.
3. Grup Profil : Başlangıçta ve sonlarda iyi olup aralarda dikkati zayıflayan.
3 grupta sınıfladığımız bu profiller tabi ki kendi içlerinde de ayrımlara gitmektedir.
Burada önemli olan hangi grupta yer alırsa alsın buna göre ne tür bir çözüm olduğu konusunda bilgisiz olan kişi kendinde bir ilerlemeye sebep olacak düzenlemeyi ihtiyaç olarak görmez. Ancak bu durumlar sorun olarak karşısına çıktığında kendini düzeltmesi daha zorlu bir süreçte olur ki bu da kişide bıkkınlık hissi yaratabilir.
Halbuki daha erken durumunun farkındalığına varan kişi buna uygun çalışma disiplinini erken zamanda oluşturuşa tüm öğrenme süreci hayatı boyunca sorun yaşadığı anda doğru davranışlar ile kısa zamanda çözüm üretebilecek hale gelir. Bu ise yaşamının her safhasında ona motivasyon olarak olumlu geri dönüş sağlar.
Kendisinin anlamada sıkıntısı olduğunu zanneden pek çok kişi bu testler sayesinde var olan durumlarının farkına vararak uygun çalışma formuna kavuşarak başarılı olabilmektedir. Bu ise her sıkıştığında özel derse başvuran öğrenci ve velilerinin özel derse bağımlılıklarının azalması anlamına gelmektedir.
Bu testler özel ders ücretleri ile karşılaştırıldıklarında birkaç derslik özel ders ücretine karşılık geldiğinden aile ekonomisine de oldukça fayda sağlamaktadır. Bir başka deyişle sivrisinek ilacı kullanmak yerine bataklığı kurutmak anlamına gelmektedir.
Bu konuda Ediz Hoca Eğitim Koçluğu ve Danışmanlık olarak siz değerli öğrenci ve velilerimize hizmet vermekten mutluluk duymaktayız.
Not : Bu testin uygulanması için sadece 10 dakika yeterlidir.
Adres : Emek Mahallesi 18.Cadde (Eski 72.Sokak) No: 38/6 . Kat:1 Bahçelievler Çankaya – ANKARA
Telefon : 0312 418 23 00
Verdiğimiz hizmetleri randevu sistemi ile gerçekleştirmekteyiz.

ÜNİVERSİTE TERCİH SIRALAMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

Üniversite Sınavlarından çıkmış öğrencilerin ve velilerin Tercih Zamanı gelince en büyük sorunu olarak önlerinde iki önemli soru vardır?

1-      Alınan puana göre mi tercih yapacağım?

2-      Sıralamaya göre mi tercih yapacağım?

Puanlama sistemi sınava girilen seneki Türkiye ortalamalarına göre değişim göstermektedir. Örneğin bir önceki sene Türkiye Matematik Ortalaması 8 iken bir sonraki seneki Türkiye Matematik Ortalaması 7 olduğunu düşünecek olursak ve her iki senede de 35 Matematik neti yapmış olan öğrencinin bir önceki sene sıralaması 50 bin iken bir sonraki sene 35 bin olması beklenen bir durumdur. Veya aynı Türkiye ortalaması ile bir önceki sene 450 sayısal puanı almış olan öğrencinin sıralaması 45 bin iken aynı 450 puan ile bir sonraki sene ancak 55 bin olması mümkündür.

Yukarıdaki sayısal değerler kesin değerler olmamakla birlikte sıralamalardaki farklılığı göstermek için kullanılmıştır. Aynısının denk gelmesi de tabi ki mümkün de olabilir.

                Bu durumda puana göre yerleştirme yapmak yerine sıralamaya göre tercihlerimizi sıralamamız daha avantajlı olacaktır. Çünkü örneğin bir önceki sene İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi II. Öğretim 10205. Sıradaki öğrenciyi son olarak aldıysa bu sene de eğer büyük bir sürpriz* olmazsa 9000 – 11000 arasında sıralamaya sahip olanların tercih edebilecekleri bir durumda olacaktır.

* Sürpriz : Bazı senelerde bazı üniversitelerin ve bazı bölümlerin tercihlerde çok revaçta olmasına bağlı olarak taban puanlarının artması oluyor.

Taban Puan Ne Demektir?

Bir önceki sene için en son sırada alınan öğrencinin almış olduğu puandır.

Başarı Sırası Ne Demektir?

Bir önceki sene bölümün almış olduğu en son ( en düşük puanlı ) öğrencinin başarı sırası.

Tercihlerde Ölü Tercih Ne Demek?

                Tercih sıralamalarında kendi sıralamanızın belli bir miktar daha önceki sıralamalarla başlayıp daha gerilerdeki sıralamalarla devam etmek doğru bir yaklaşımdır.

Örneğin sıralamamız 100 000 olsun. Bu durumda sıralamamıza 70 000 ile başlayıp 200 000 aralığında yapmak doğru bir yaklaşımdır. Sıralamada 180 bin olan sıralamada olanı önce yazıp arkasından 100 bininci sırada olanı yazmak ölü tercih yapmak anlamına gelmektedir. Yani bilgisayar önce sıralamanızda 100 bininci olanı değil 180 bininciye baktığı için 180 bindeki tercihinize yerleştirme yapacaktır. Halbuki siz 100 bininci sıralamada olan tercihinizi önce yazmış olsaydınız 100 bininci sıralamadaki tercihinize yerleşebilecektiniz.

                Ancak bütün bunlara rağmen birbirine yakın durumda sıralamalarda daha alt sırada olanı daha üste yazmak çok da yanlış olmaz. Çünkü bu sıralamalar bir önceki sene öğrencilerin tercihlerine göre belirlenmiş sıralamalardır. Bu yüzden değişmez değillerdir. Bir önceki sene 120 bin ile son öğrencisini alan yer bir sonraki sene 110 bin ile de 130 bin ile de kapatabilir. Bu maalesef tercih yapılan seneki öğrencilerin tercihlerine göre değişebilmektedir. Ama bu tercih yapanlar üzerinde bir stres yaratmasın. Hatta olmaz dedikleri yerlerin olabileceği anlamına da gelmektedir. Tabi ki kesinlik yoktur. Ancak birbirine sıralama olarak çok yakın yerleri tercihlere sıkıştırmak çok da doğru bir yaklaşım değildir. Mümkün olduğunca belli aralıklarla tercihleri dağıtmak doğru olacaktır.

                Tercihleri yaparken sıralamamızın %20 üzerinde ile %100 altında olan aralıklarda tercih yapmak yerleşmek adına daha doğru bir hareket olur. Hatta garantiye almak adına alt tercihleri %200 altına kadar da yapılabilir. Ancak öğrenci örneğin 40 bin sıralamada ve Tıp tercihi yapmak istiyorsa ve Tıp Fakültesi dışında bir bölüm onu mutlu etmeyecekse girmek istediği Tıp Fakülteleri dışında tercih yapmayıp bir sonraki sene tekrar hazırlanarak yerleşecek sıralamayı elde edebilir ki benim önerim de bu yönde olur. Çünkü sevmediği bir bölümü kazanıp bitirirse ömür boyu aklında bir soru işareti kalacaktır. Ancak bir sonraki sene de özel bir sıkıntı yaşamadığı halde sıralamasını yukarıya taşıyamamışsa çok fazla diretmeyip içine sinecek bir başka bölüm ile yoluna devam etmek daha doğru bir davranış şekli olacaktır.

                Tercihlerinizde kolaylıklar diliyorum.

                                                                                                                                                             EDİZ HOCA

 

Ücretsiz bilgi almanız için sizi arayalım!